February 14, 2016

Math 101 - Introduction to Mathematics for Referees

4 yıla yakın olmuş yazmayalı. Kısa bir özetle başlayayım. Trakya'da yaşıyorum artık. Lüleburgaz'a yerleştim. Ankara'dan çok uzakta kalınca Falcons'u yürekten desteklemekten öte geçemez oldum. İlk fırsatta bir Ankara ziyareti yapmak istiyorum bu vesileyle.

Son iki yıldır Namık Kemal Üniversitesi'ne yardımcı olmaya çalışıyorum. İster adına koçluk diyin, ister abilik; gidebildiğim antrenman ve maçlarda Ravens'a elimden gelen yardımı yapmaya çalışıyorum. Hatta son dönemde gidemediğim maç bile oldu (hafiften nişanlanıyordum o haftasonu). Takımla en son dün TOBB ETÜ Raiders maçında görüştük haliyle.

Kaybetsek de; mücadelemiz kötü değildi. Rakiple bir sorun yaşamadık. Saha ve hava şartları fena değildi. Bir ara fena yağmur yağdı ama o da kısa sürdü. 7 hakemimizden 6'sı da iyiydi. Daha ne olsun...

Başlık tamamen 7. hakeme gönderme içeriyor. İkinci yarıda bizim tarafımızda görev alan hakem bu maça zerre yakışmadı. Öncelikle çocukların sağlıklarını etkileyecek faullerin çoğu gözünün önünde olmasına rağmen çalmadı. Bu kısım neyse. İtiraz ettik diye bench olarak ceza da yedik. Buna da eyvallah...

Maçın en orijinal anı: İkinci yarı, skor 14-0. Redzone'da sayı yememe mücadelesindeyiz. Yine çalınmayan bir ceza için bizim bench'ten sesimiz yükseldi. O sırada bahsi geçen hakem arkadaş bize dönüp "sanki 3 touchdown'u ben yedim" cümlesi kurdu. Sen tarafsız olması gereken bir hakemsin; ne cüretle bu cümleyi kurarsın? Kimsin sen? Ne haddine? Bu ülkede hakemlik gelişmiyor diyoruz ya hani; bu kafa yapısıyla geriler ancak. Dünkü sahaya yakıştıramadığım tek canlı o hakemdir benim.

Başlığa dönecek olursam; 14-0 geride olan hiçbir takım 3 TD yememiştir. Çünkü 3 kere 6, 18 eder. Hakemliği, kuralları, insanlığı bir kenara bırakalım. Önce matematik öğrenelim. Matematik önemli!

April 08, 2012

Yazmak zamanı

Çok açtım arayı ama bu günkü sinirle yazacağım. Bir anı:

2001 yılı şubat ayı. Bu spora başladığım ilk sene; ilk deplasmanım. Gömer'in tabiriyle "Amerikanımsı Futbol" oynadığımız dönem. Sadece Bilkent Judges malzeme satın alabilmiş; onlar da rakiplerini öldürmemek için kullanamıyorlar. Dizlik, dirseklik, dişlik ve kogi tüm koruyucular (Sarp'ın sünger omuzluğunu saymazsak). Head tackle - don tackle yılları yani.

İTÜ Hornets ile Maslak'ta karşılaşacağız. Hazırlık maçı. O dönem ismi TAFÜK'tü zannediyorum, takım temsilcilerinden oluşan kurul lig programını açıklamamıştı henüz.

Dedim ya 2001, aylardan şubat. Bolu Tüneli bile yok o zamanlar. Bolu Dağı'nın buzlanması haberleri var sadece. Okul tarafından sağlanan araçla akşam yola çıkacağız. Okulun araç vermiş olması dönem için büyük lüks.

Toplanma saati 22.00, hareket saati 23.00. İlginç bir şekilde 22.00'de takım toplandı. Geciken yok yani. Kara haberi aldık: Bolu Dağı'ndaki buzlanmayı gerekçe gösteren yönetim aracımızı iptal etmiş. Yola çıkmaya hazırız. Sabah İstanbul'a inip öğlen maça çıkmayı planlıyoruz ve aracımız yok.

O gece saat 23.30 gibi hareket ettik ODTÜ'den. Nasıl mı? Otobüs kiraladık. Çoğu üniversite öğrencisi olan oyuncular ceplerinde ne var ne yok döktü ortaya. Abartmıyorum; cebimizde umumi tuvalete gidecek para yoktu yola çıkarken. Kimi ev kirasını verdi, kimi yeni yatmış bursunun tamamını.

Ertesi gün METU Falcons (ODTÜ Şahinleri kullanılmıyordu pek o dönemde) maç saatinde sahadaydı. Sahaya çıkanların çoğu son öğününü bir gün önce Ankara'da yemişti, aç çıkıldı sahaya.

Buyrun size "bu takımı niye fanatiklik seviyesinde seviyorsun?" sorusunun cevabı. Ne mutlu ki o dönemde gönül verdiğim Falcons çizgisini hala koruyor.

O gün birlikte forma giydiğim üç insan bugün aynı takımın başında tekrar İstanbul'a gitti Üniversiteler Ligi müsabakası için.

Yaşamayan bilmez ODTÜ'de vize dönemlerini. Şu an da vize dönemi ve kadrodaki gençler takımı toplayıp resmi bir maç için İstanbul'a kadar gitti oynamak için. Eminim içlerinde telafi sınavına girecek olanlar vardır çünkü ODTÜ sever hafta sonu sınavlarını. Telafi sınavı "make-up" değil; matkaptır ODTÜ'de. Ama sporcu isen buna katlanırsın.

Ama Ankara'dan kalkıp İstanbul'a giden Şahinler karşılarında takım bulup oynayamadılar. Zaten İstanbul'da olan bir takım sahaya çıkmadı.

Buna yorumum çok ağır olur benim. İçimden gelenleri yazarsam birilerinin şahsına hakaretten mahkemelik olabilirim. O yüzden yorum yapmıyorum şu an. Koç Üniversitesi Amerikan Futbolu Topluluğu (takım olmadıklarını anladım bu gün) bir açıklama yapsın yorumumu ondan sonraya saklıyorum.

May 24, 2011

Play-out ve diğerleri

Öncelikle bu sene hiç ummadığım sonuçlar alarak play-out (yok mu Türkçe karşılık buna) oynamak durumunda kalan ODTÜ Şahinlerine Koç Stallions karşısında başarılar diliyorum. Cavaliers ve Sultans maçlarını canlı izlediğim Şahinler bu konumda olmamalıydı. İAFK maçı son dakikalarda kaybedildi. Boğaziçi maçındaysa da ikinci yarı başındaki kritik hatalar olmasaydı maçın gidişatı değişebilirdi diye düşünüyorum. Tabi ki şu saatten sonra konuda yapılacak tek şey son maçı kazanmak. İnanıyorum ve güveniyorum ki Şahinler sezonu galibiyetle kapatıp seneye olmaları gereken ligde yer alacaklar. Eski bir LB olarak özellikle ODTÜ defansına güvenim tam. Bu yazıyı okursanız benim için bir "No Pasaran!" çekersiniz artık maçta beyler...

Diğer play-out maçı için Ege-DEÜ maçı bekleniyor. Doğal olarak gönlüm Efeler'den yana bu maçta. Sene başında birkaç antrenmanlarında bulundum. Sonrasında önce takımdan sonra İzmir'den ayrıldım. Ama ben bıraktığımda 1. Lig'e yakışacak ciddiyette çalışıyorlardı. İlk senesinde olan bir takımın bu performansı sürpriz değil.

Başlamışken son dönemde tartışılan konulara da el atayım.

Tüm maçlarını deplasmanda oynayan Stallions ODTÜ maçının da deplasman olmasından şikayetçi. Kendilerince haklılar da. Deplasmanın takımlara nasıl bir yük olduğu malum. Ama ODTÜ de az çekmedi bu konuda bu sene. İstanbul'da oynayabilecekleri tüm maçları İstanbul'da oynadılar. Ankara dışından 4 rakip vardı, sadece DAÜ maçı Ankara'da oynandı. Kurada ODTÜ'ye Koç deplasmanı çıksaydı bu sefer de ODTÜ "yine mi İstanbul" diyecekti ve haklı olacaktı.

Bir de final maçı var. Ankara'da mı yoksa İstanbul'da mı olacak diye tartışılıyordu; ortada yapalım dediler.

Oyunu bilenlerin hakemlik yapması konusunda tartışmalar da var. Ben İzmir'de iş ararken hakem eğitimine katılıp en azından spora faydalı olayım diye düşünmüştüm. Seminere 3 gün kala federasyon sitesinde duyuruyu görebildim; o da bayram tatilini kapsayan hafta sonuydu. Haydi evrakları topladım diyelim; o hafta İzmir-Ankara bilet yoktu piyasada. Şu duyurular son anda değil de bir iki hafta önce yapılsa olmaz mı?

Son iki konu için ortak yorum: Deveye boynun neden eğri diye sormuşlar...

April 28, 2011

Zaytung'luk olduk sonunda...

Aşağıdaki yazıyı aslında www.zaytung.com sitesi için yazdım. Federasyon isminin Türkiye Ragbi Federasyonu olduğunu öğrendiğim gün yazdığım bu yazı o gün bu gündür yayınlanmadı. Gülelim ağlanacak halimize diyorum. Buyrun...



ZEYTİNLİ SÜPOZİTUARLARI NEREYE GİRECEĞİNİ ÇÖZEMİYOR

Babaeski’de bulunan Zeytinli İlaç Sanayi ve Tic. A.Ş. bünyesinde iki sene önce kurulan ve Türkiye’nin ilk ve tek şirket amerikan futbolu takımı olan Zeytinli Süpozituarları’nda lige başvuramadan kafalar karışmış durumda. 2009 yılında kurulan takım hangi isimle hangi lige katılacağını henüz çözememişken, hangi federasyona başvuracağı konusunda da sıkıntılar yaşıyor. Kadrosu öğrencilerden kurulu olan üniversite takımlarının aksine antrenman ve maç sahası, ekipman tedarik edilmesi gibi sorunları kısa sürede aşan Kırklareli temsilcisi federasyona bir türlü başvuramıyor.

Biraz tesadüf oldu aslında

Takım antrenörü ve aynı zamanda şirkette kalite kontrol uzamanı olan Şahin Topal takımın kuruluştan itibaren sadece bürokrasiye takıldığını, onun dışında her işin sorunsuz olduğunu söyledi. Topal takımın kuruluş hikayesi için “2009 yılında takımı kurmaya üretim mühendisi bir arkadaşla birlikte karar verdik. Ben Amerika’da Boston’da eczacılık okudum. Kaldığım ev stadyum manzaralı olunca mecburen öğrendim sporu. Bizim şirkette üretim mühendisi olan Özkan Yılmaz da Boğaziçi Üniversitesi mezunu. O da ne zaman Uçaksavar Sahası’nın yanından geçse maça denk gelip 5er 10ar dakika izlemiş. Bir gün biz bununla Fenerbahçe-Galatasaray tartışmasına girdik. Konu oraya nasıl geldi hatırlamıyorum ama tartışma bittiğinde amerikan futbolu takımı kurmaya karar vermiştik. Biraz tesadüfi oldu yani…” dedi

İsim bizi yansıtsın istedik

Özkan Yılmaz ise “Bütün şirket bıkmış zaten tablet görmekten. İlk antrenmanın duyurusunu yaptık, bırak işçileri sırf mühendis kadrosundan 45 kişi katıldı antrenmana. Ben o zamanlar firmada toplasan 10 mühendis filan varız zannediyordum” şeklinde ilk günlerden bahsederken hafif gerginleşti. “Hayır, madem o kadar kalabalığız ben niye eşek gibi çalışıyorum…” şeklinde başlayan cümlesini tamamlamadan “neyse çay saati gelmiş, ben bir çay içip geliyorum” diyerek ayrıldı yanımızdan.

Şahin Topal “o zaman ben takıma nasıl isim koyduğumuzu anlatayım” diyerek kaldığı yerden devam etti. “Firma ismini kullanmak şarttı zaten. Hem seyirci desteği olarak iş arkadaşlarımızı arkamıza alırız, hem de malzemeleri şirkete aldırırız, bize masraf olmaz dedik. Ama bu aramızda kalsın, yazmazsanız iyi olur” diyerek bıyık altından gülmeyi de ihmal etmedi. “Zeytinli ismini koyduk takıma da, baktık ülkemizde bile bütün takım isimleri çift kelimeden oluşuyor, biz de modaya uyduk. Öneriler arasında Tabletler, Kapsüller, Fitiller, Pediatrik Şurup gibi isimler vardı. Oyuncular “rakibe de mesaj veririz” diyerek oy birliği ile takımın ismini Zeytinli Süpozituarları olarak belirledi. Hem çoluk çocuk da kelimeyi bilmediğinden eğleniyoruz. Millet Spurs yazmayı beceremediğimizi düşünüyor.” şeklinde isim koyma sürecini özetledi.

Asıl sorun takım kurmak değil, ne takımı kurduğunu bilmekmiş

“Firmanın futbol sahası vardı, maç ve antrenmanlar için kullanmaya başladık. Malzemeler de kolayca satın alındı. Birkaç da oyun kitabı indirdik internetten, hemen başladık antrenmanlara. Çay saatlerinde de ofisten çıkmayıp LAN üzerinden NFL oyunları oynamaya başladık. Lige başvurmaya kalkışana kadar rahattık aslında. Ne olduysa ondan sonra oldu.

Önce araştırdık; Türkiye’de amerikan futbolu diye bir spor yokmuş. Biraz daha araştırınca öğrendik ki sporun adı korumalı futbol olmuş. Artık kim neden ve nasıl korunuyorsa! Oldu olacak dokunulmazlık ilan etseydiniz; bu ne len! Bizim Takımın adı da Zeytinli Korumalı Futbol Takımı, Süpozituarlar oldu mecburen iyi mi” diye isyan eden Şahin Hoca “ama bu daha ne ki! Ülkede toplasan 15–20 tane resmi takım var, 3 ayrı lig kurmuşlar. Hangisine başvuracağımızı şaşırdık. Tamam, bir tanesi üniversite öğrencilerine yönelik. Ona katılamıyoruz. Ama diğer ligler de acayip arkadaş. Hangi takım alt lige nasıl ve düşüyor, birinden diğerine nasıl çıkılıyor belli değil. Ben bunu anlayana kadar sene oldu 2011. Az kalsın sadece 3 Türk takımının katıldığı bir Avrupa Ligi’ne başvuracaktık geçen sene” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Artık federasyon da yok

“Neyse sporun adını tam öğrendik, ligleri de çözdük, federasyona başvuralım dedik; sırf dilekçe yazmak 3 gün sürdü. Federasyon ismini tek satırsa sığdırmak için kelimelerin arasına boşluk koymadık. Türkiye Beysbol, Softbol, Korumalı Futbol ve Ragbi Federasyonu diye isim mi olur. Zaten iki gün sırf “ragbi” mi yazacaz yoksa “rugby” mi diye tartıştık. Sonra internet sitesinden kopyala yapıştır yaptık.” diyen Şahin Topal’ın beysbol ve softbol derken boş bakıyor olması bu sporlar hakkında hiçbir fikri olmadığı gerçeğini de ortaya koydu.

“Bu hafta dilekçemi koydum cebime Ankara’ya başvuru yapmaya gidiyordum ki yolda okuduğum resmi gazetede talihsiz açıklamayı gördüm. Federasyonun adı Ragbi Federasyonu olmuş. Tabela indirilmeden yetişemedim de; ben gittiğimde kapıda sadece Ragbi yazıyordu. “Haydi, beysbol ve softbolu boş verin; Kırklareli’nde 20 takım varmış, daha bir tanesini bile görmedim ama korumalı futbol ne oldu?” diye sordum. “İçeride onun toplantısı var. Adını ya şapkalı ragbi yapıp kaskı sembol yapacağız, ya da tamponlu ragbi yapıp omuzluğu mu ona karar vermeye çalışıyorlar” cevabını aldım. Şimdi biz Zeytinli Süpozituarları olarak hangi federasyona, hangi lige gireceğimizi hala bilmiyoruz” cümleleriyle açıklamalarına son veren Şahin Topal laboratuara doğru giderken gözden kayboldu.

April 12, 2011

FIELD GOAL ATAN SAFETY’YE

Tarih: 10 Nisan 2011…
Yer: Uçaksavar…
Kale: 1 Tane!

Nasıl yahu! Türkiye’nin en eski takımının sahasındayız. Boğaz manzarası şahane. Az önce Etiler’den geçtim sahaya gelirken, kaç farklı Porsche gördüm sayamadım. Benim hatırladığım en kötü kadrosu maçlarından çoğunu kazanan bir takım ev sahibi… ve sahada ikinci bir kale direği yok.

Şimdi beni tanımayan Boğaziçili arkadaşlar “takımı yenildi, çamur atacak bir tek bunu buldu” diyebilirler. Ama sabredip sonuna kadar okurlarsa derdimin bu olmadığı anlaşılacaktır.

Ben defalarca Sultans karşısında forma giydim. Gerek ev sahipliğiyle, gerek saha içindeki ve saha dışındaki tutumlarıyla sevdiğim bir rakiptir Sultans. İşlerini doğru yaparlar, sağda solda polemiğe girmezler pek. Böyle bir takımın sahasında ikinci bir kale direğinin olmamasını yadırgadım. Şunu da söylemek lazım, bir sıfırdan büyüktür. Hiç kalesi olmayan sahalar da biliyoruz. Uçaksavar’da field goal deneyeceksen al sana kale deniyor en azından.

Tabi sahanın bir ucunda TD, diğer ucunda PAT oynanınca ilginç geliyor alışmamış bünyeye. Çocukken oynadığımız “gol atan kaleye” muhabbetine benzettim. Az önce forvettin, şimdi kalecisin. Ya da az önce savunduğun tarafa tek seferlik bir hücum ediyorsun. O zaman field goal atan da safety’ye geçsin…

Neyse çok uzatıyorum, bitmeyecek yazı. Yarın mesai de var zaten…

Kısaca maça değineyim. Ne vardı maçta? TD, safety, fumble, recovery, interception,…

Türkçe yazıyorum ben hala değil mi?

Devam edeyim listeye: karşılıklı güzel pas ve koşu oyunları, yine karşılıklı güzel savunma oyunları, sack (bak hala…)

Özetle her şey vardı. Gelip izlemeyenler kendi dertlerine yansın. Ben (skora rağmen) izlerken keyif aldım. İnanıyorum ki oyuncular da ciddi keyif almışlardır.

Hemen hakemlere de bir yorum yapayım keyif demişken. İster iki takımın da çok temiz oynamasına bağlayın ister hakemlerin başarısına; son yıllarda izlediğim maçlar içerisinde en iyi yönetilen maçlardan biri oldu. Hakem arkadaşları kutluyorum.

ODTÜ’den bahsetmeden önce, kısaca rakibe de değinmekte fayda var. Boğaziçi kadrosu ne kadar gençti, kaç tecrübeli oyuncuları vardı bilmiyorum kadroyu ama gençler (eskiler varsa alınmasın, muhtemelen kadronun en az %70’i benden yaşça küçüktür, kalanlar da kendini genç hissetmese oynamaz) oyunu biliyor. Faul yapmadan temiz oynamanın yanı sıra kural bilgilerini ve doğru zamanlamayı genel olarak iyi yaptılar. Daha da fazla övmeyeceğim bizi yenen takımı :)

Madem Boğaziçi diyorum hala, tribüne de laf etmeden geçemeyeceğim. Tribün eğlenmek içindir. Takıma destek içindir. Ama Türkçe’yi de güzel kullanmak lazım. Sevgili Boğaziçili taraftar arkadaşlar. “Bir sevgilim olsa, bilmem nereli olsa (polemik olmasın diye sansürledim; hedef ODTÜ değildi keza), bir koysam Sultan olsa” şeklinde takımınızı desteklerseniz, benim gibi geyik muhabbetini seven biri çıkar; “bu sahadaki Sultanlar koyulmuş bilmem nereli mi?” diye sorar. Yine alt yazı geçmeden edemeyeceğim; amacım laf sokmak filan değil, yanlış anlamayın. Ama kendinizle çelişiyorsunuz. Ben Sultans formasıyla sahada olsam bu tezahürata bozulurdum kendi adıma.

Gelelim ODTÜ’ye. 3 hafta önce İstanbul AFK karşısında seyrettiğim ODTÜ ile pazar günü seyrettiğim ODTÜ arasında uçurum vardı. Cavaliers maçında çok kızmış hatta üzülmüştüm. Bana maçı soranlara son yılların en kötü ODTÜ oyununu gördüm demiştim. Ama bu hafta cidden toparlanmış gördüm takımı.

Maçta iki takımın da sayı yaptığı pozisyonları çıkarırsak zannediyorum çok dengeli bir istatistik vardır. Oyun olarak iki takımda birbirini ezemedi. Skor nasıl bu kadar farklı oldu derseniz, ODTÜ’de bireysel hatalar hep kritik yerlerde yapıldı. En basitinden, ikinci yarının hemen başında çok başarılı giden drive, fumble ile bitti. Boğaziçi kaptığı topla başlattığı drive sonucunda TD buldu. Birkaç kez red zone’a kadar gidip eli boş dönen ODTÜ (burada Boğaziçi savunmasının da hakkını vermek lazım) ilk yarıda açılan farkı kapatamayınca maç da farklı bitti.

Puan durumunu filan incelemedim ama bildiğim kadarıyla ODTÜ üst sıralar için havlu attı. ODTÜ oyuncularına artık kalan maçlarda kafalarını oyuna vererek tadını çıkartmalarını öneriyorum. Herkes aynı anda ne yaptığını bilerek oynarsa önlerinde kazanamayacakları maç yok.

Bir de yerlerinde olup ODTÜ formasıyla tekrar sahaya çıkmak için neler verebileceğimi bilseler…

February 24, 2011

Anti-pas

Paslanmaya yüz tutan blog sayfama bir ay içinde birşeyler karalamaya başlarım. Ne de olsa Şahinler canları sıkıldıkça İstanbul'a gidecek. Ben de Lüleburgaz'dan çıkarım yola, ortada buluşuruz artık...

December 12, 2010

Buz gibi bir lig

Korumalı futbol liginin başlamasına bir gün kala hava buz kesti. Tabi bunu seyirci dışında dert eden olmadı. Seyirci de ne kadar dert etti bilinmez. Fakat İzmir'de onanacak maça bile hava muhalefet etti. Rakip takım ulaşamayınca Ege Üniversitesi'nin maçı iptal edildi.

Maç yoğunluğunda hakem ataması, maç saati değişikliği filan derken şu ana kadar ilk iki haftanın sadece üç maçı mı oynandı yoksa bana mı öyle geliyor?

December 03, 2010

TAFL-LEAKS geliyor...

Dünya siyaseti WIKI tutmuşken (terim için Tolga Akkoç'a teşekkürler) ortalıkta hiç bir belgenin dolaşmadığı (en azından ben görmedim) korumalı futbol camiası karıştı. Sporun nereye gittiği belli değil. Ben de TAFL-LEAKS diye bir site kurup belge sızdırsam karlı bir iş olur mu acaba?

November 26, 2010

Kim şampiyon olur?

Ben1: Yahu ben Bursa Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olsun istiyordum; 5. maçını kaybetti takım...
Ben2: Sen burada korumalı futbol (nam-ı diğer amerikan futbolu) ile ilgili yazmıyor muydun?
Ben1: Neyse ki Fenerbahçe-Ülker Litvanya'dan da zaferle döndü...
Ben2: Aloooo! uçtun iyice; şimdi de basketbola sardın!
Ben1: En yakın Federer-Nadal finali ne zaman acaba teniste. ATP World Tour finalini oynasalar da izlesek...
Ben2: Hoppala! şimdi de tenisten bahsediyor manyak. Konuya dönecek misin? Sen üniversite ligi kuralarına yorum yapmak için oturmadın mı bilgisayar başına?
Ben1: Evet!
Ben2: O zaman ne bu?
Ben1: Yazmadan önce son gelişmeleri okudum. Şevkim kaçtı...
Ben2: Nerene kaçtı?
Ben1: Terbiyesizleşme! Son durumu biliyor musun?
Ben2: Ne var ki son durumda?
Ben1: Dur maddeleyeyim sana (ya da bana):
- Maçlar ertelendi. "Ne zamana?" deme bilinmiyor...
- Herkes şikayet ediyor, sporun içinde olanlar elle tutulur bir çözüm üretip uygulayamıyorlar.
- Maddi destek yoka yakın...
Ben2: Ağa ben bildim bileli yok ki o destek.
Ben1: Bölme! Yazıyorum daha:
- Piyasada hakem yok. Olanların da alacakları mı varmış neymiş. Maçları yönetecek adam yok.
Ben2: Aha yakaladım. Hani senin "ulan maç setretmek de bir yere kadar; bari hakem olayım da faydam olsun" fikrine ne oldu?
Ben1: O da Şevki'yle birlikte kaçtı!
Ben2: Nasıl yani?
Ben1: Perşembe akşamı duyuru gördüm; "evraklarınla birlikte cumartesi sabahı Ankara'da ol" diyordu. Hem de bayram tatilinin başladığı hafta. Evrakları hazırlasam bile nasıl bilet bulacaksam.
Ben2: Sen de zamanında takip etseydin ilanı!
Ben1: Haklısın ya! İlan 8 aydır yayınlanıyormuş, ben son birkaç gün gördüm zaten. Dalga mı geçiyorsun?
Ben2: O değil de; liglerde ne olur?
Ben1: ODTÜ Şahinleri ve DEÜ Efeleri kendi liglerinde şampiyon olsunlar yeter bana. Gerisinden bana ne?
Ben2: En azından gruplar için tahmin filan yapsaydın.
Ben1: Haydaaaaa!
Ben2: Ne oldu?
Ben1: Phoenix ile Chicago karşılaşacaktı NBA'de. Ömer Aşık ile Hidayet Türkoğlu rakip olacaktı, tamamen unuttum ben onu. Ne oldu o maç sonucu?
.
.
.
.
uzar gider...

November 01, 2010

Senden, benden, bizden

Paslanmak üzere sayfa, acilen müdahale etmem lazım. Kış da geliyor, bakım şart. Sezon başlamadan ilk yazıyı yazayım, gerisine bakarız.

Son yazıyı askere gitmeden yazmışım. Sağ salim döndüğüme göre sıkıntı yok o konuda. 5 aylık bir Kahramanmaraş seyahatini bol bol nöbet, yüzlerce saat de dersle geçirdim. Askerlikten çok öğretmenlik yaparak ödedim vatan borcumu. Darısı kalan borçlara...

Kahramanmaraş'tan İzmir'e dönünce tekrar futbol damarım kabardı. Ankara'ya dönsem adres belliydi ama bıktı Ankara benden. Ben de ailemin yanına geldim. Oynayabilir iyim acaba dedim ve 9 Eylül Efeleri ile birkaç antrenmana çıktım. Sağolsunlar gayet iyi karşıladılar ve hemen aralarına aldılar beni. Aslında olacak gibiydi ama, bu göbekle gençlere ayak uyduracak hale gelmem aşırı emek gerektirecekti. Araya iş görüşmeleri de girdi. Kişisel sorunlar filan derken mesafeyi de kendimce bahaneden sayıp (İzmir'i bilenler için söylüyorum ben Çiğli'de oturuyorum antrenmanlar Tınaztepe'de) zorlamamaya karar verdim. Spor adına maçları izlemek dışında haftada 1 saat halı saha neyime yetmiyor bu yaştan sonra diyerek kısa sürede tekrar bıraktım.

Bıraktım dediysem oynamayı bıraktım. Gerçekten sıkı çalışan ve istekli bir takım oluşmuş 9 Eylül'de. Bir aksilik olmazsa İzmir'deki tüm maçlarını tribünden izlemeyi düşünüyorum. Rakibi ODTÜ değilse taraftarıyım (hemen bir noktayı da açayım; oynamaya devam etsem DEÜ-ODTÜ maçlarında giydiğim forma için sonuna kadar savaşırdım, o ayrı). Demedi demeyin, ilk senede can yakacak bu takım...

Bir taraftan da internet üzerinde ülkemde neler olup bittiğini takip ediyorum. İçinde olmadığım için sağdan soldan duyduklarımla yorum yapmak istemiyorum ama zannediyorum milli takımın yurtdışı macerasını (hayalini demek daha doğru olacak zannediyorum, pek macera olamadı) fiyasko diye özetleyebilirim.

Fikstürü de inceledim, yorumlarımı ikinci bir yazıda toparlarım sonra. Yazılacak, çizilecek çok şey varmış gibi duruyor. Aslında yapılacak daha çok şey var ama yapan yok (ben de dahilim buna). Hakkımızda hayırlısı diyorum.

Yeni sezon herkese hayırlı olsun...

December 10, 2009

Ice Creamers

Kahramanmaraş'ta böyle bir takım olsa; en tatlı(!) deplasman olabilirdi. Ama malesef yok. Ben müsadenizle futbolsuz bir hayat paketiyle Kahramanmaraş yolcusuyum. Teskeremi alıp gelene kadar futbolla ilgilenen herkese tadını çıkartmalarını öneriyorum. Elinizdekilerin değerini bilin; herşeyden keyif alın. Kendinize de iyi bakın. Hoşçakalın...

November 02, 2009

O değil de...

O değil be; bizim bir 2. Lig vardı ne oldu o? Hayır yani İzmir'deyken Ege Üniversite'nin maçlarını izlemek niyetindeydim. Fikstür açıklandı ilk hafta maç yok. Neyse ikinci haftayı izleriz dedim; o kadar zaman geçti hala maç yok. 1. Lig bile ertelenerek başlayınca şüphelenmiştim ama 2. Lig başlayacak mı cidden merak içerisindeyim.

Zaten bu hafta sonu Ankara da hüsran oldu. Bir fırsat yaratıp, Ankara'ya gittim. 100. Yıl'dan ODTÜ'ye geçerken İzmir'e dönüyoruz diye aradılar. Antrenman ziyareti planım da yattı. ODTÜ Şahinleri'ni ziyaret edip hasret giderecektim. O da yalan oldu.

Bir gün elimde dilediğim gibi harcayabileceğim toplu para olursa... Hani piyango, şans oyunları filan (gerçi önce bilet almak gerekiyor; ben onu da yapmıyorum); bir plan yapıp maç izleyeceğim. Ola ki haftalar öncesinden duyurulmuş yerde planladığım maçı izlersem belki bu spora sponsor bile olabilirim...

October 14, 2009

Geçen haftaki kuponum yattı

İyi gidiyordum aslında; lig başlamıştı mesela. Ayrıca banko dediğim tüm maçlar da tutmuştu. Gerçi bizim gençlerden gerideler haberi gelince tırsmadım değil ama sonuçta kazanmasını bildiler. 1. Lig'in bu haftaki son maçında ben Hacettepe dedim, Gazi kazandı. Canım sağolsun.

Belirtmekte fayda var; kimseyi küçük görmüyorum, geçen sene gördüğüm son kadroları göz önünde bulundurarak tahmin yapmıştım. Bilmediğim değişiklikler var demek ki. Hatta skorlara ve yorumlara bakınca: bazı takımlarda da ciddi değişiklikler olmuş.

İlk maçta Hacettepe oyun kurucusu sakatlanmış zannediyorum. Kendisine geçmiş olsun diyorum. Duymadığım, bilmediğim tüm sakatlıklar için de aynı dileklerim geçerli tabi ki. Umarım sakatlıklar ciddi değildir. Özellikle oyun kurucunun ilk maçta sakatlanması hiç hoş değil. ODTÜ'de Mert'in ilk maçta sezonu kapattığı yılı hatırlamak bile istemiyorum.

Kalan maçlarda tüm takımlara ve hakemlere sakatlıksız, centilmence maçlar diliyorum. Herkesin hatasının en aza inmesi dileğiyle...

October 06, 2009

İddialı bir kupon yapayım

TAFL Birinci Lig birinci hafta:

Lig başlar, başlamaz: Başlar
İTÜ SK - İstanbul AFK: İstanbul AFK
Yıldız AFK - Boğaziçi 1896 SK: Boğaziçi 1896 SK
Gazi Üni. SK - Hacettepe Üni. SK: Hacettepe Üni. SK
Ankara Üni. SK - ODTÜ SK: ODTÜ SK

TAFL İkinci Lig birinci hafta:

DAÜ SK - Sakarya Üni. SK: DAÜ SK
Koç Üni SK - İstanbul AFK 2: Koç Üni SK

Özetle; liglerin başlaması ihtimaline ve ikinci lig maçlarına 1, birinci lig maçlarına da 2 diyorum...

October 01, 2009

Neden olmuyor...

Biz zamanında ektik şimdi biçiyoruz.

Bu spora gönül veren herkes öncelikle kendi takımına ve takım arkadaşlarına bağlanır. Bu sporun doğası gereği çok normaldir. Varsa yoksa kendi takımımız; gerisi boş. En azından en amatör dönemimizde bu böyleydi.

Tamam bir centilmenliğimiz vardı ama bir yere kadardı. Maç önceleri ve sonraları rakip takımdan birlikte yenilir içilirdi, sohbetler edilirdi, bu spor için daha neler yapılır konuşulurdu. Hatta üzerimde Falcons montu ile Ankara'da yürürken karşıdan gelen Warriors montlu bir arkadaşla selamlaşıp, hal hatır sorup yollarımıza devam ettiğimizi de bilirim. Arkadaşını adını hala bilmem, bugün karşılaşsak tanımam.

TAFK olundu, TAFÜK olundu, AFK olundu, UAFL filan olundu. Hepsinde beraberdik diğer takımlarla ama her takımın tek derdi o gününü kurtarmak oldu.

"Gelecek de düşünüldü, abartıyorsun" diyebilirsiniz ama belki de önyargılarım var bu konuda. Kazandığımız bir maçtan sonra yapılmış kurul toplantısında yenilen takım antrenörünün "İkili averaj için kriter takımların kendi arasında yaptığı maç olmasın grup birincisi ile yaptıkların maçların averajı olsun" teklifinden sonra ben her takımın sadece günü kurtarmaya çalıştığı kanısındayım. Bilmediğim istisnalar olabilir; varsa emeklerine saygısızlık etmek istemem. Kendilerine saygı duyarım.

Bu sene yıllardır ilk kez sporun bu kadar dışındayım. Bir ara "hazır İzmir'deyim, belki Ege Dolphins'te işe yarayabilirim" diye düşündümse de sezon ortasında (gerçi bu gidişle sezon başı bile olabilir; sezon belirsiz) takımdan kopup askere gitme durumum olduğundan vazgeçtim. İnternet üzerinden takip edebildiğim kadar federasyon kararları okuyorum, köşe yazılarını kaçırmamaya çalışıyorum, forum tartışmalarını takip ediyorum. Yazının kalan kısımda bu kaynaklara ve eski gözlemlerime dayanarak yorum yapacağım.

İşler hiçbirimizin beklediği yönde gitmiyor. Üniversite ligi olacak mı belli değil. Bir ligin başlayacağı söylentileri var; başlayamıyor anladığım kadarıyla. İşin bürokrasi kısmına bulaşmadım hiç, çok anlamam o konudan ama gariba durum vahim. Hakemler ayrı konu zaten... say say bitmiyor.

Özümüzde ben bildim bileli herkes iyi niyetli. Bu cümlede edebi sanat yok; ciddiyim. Ligin ismi ne kadar pro (profesyonelimsi anlamında zannediyorum) olsa da herkes amatör ruha sahip ve iyi niyetli. Ama herkes sadece laf üretiyor. Birkaç isim fazlası için çabalıyor ama yalnız kalıyor.

Bu sporu bu güne kadar getiren insanlar hiçbir zaman hazıra konmadı. Gelinen her yeni nokta çok yoğun emeğin sonucu. Bundan sonrasında da emek olmazsa olmayacak.

Değişen ne oldu?

Çabaların şekli değişti. Eskiden "idare eder" olan şartlar artık olmuyor, işler ciddileşti. Malzemelenme ve kurumsallaşma ile birlikte sporun maliyeti de arttı ne yazık ki. Bunlara ek olarak her konu da artık yasal kurallar çerçevesinde yürümek durumunda.

Takımların buna adapte olması şart. "Biz adapte olduk" demesin hiçbir kulüp hala benim ilk başladığım yıllardaki gibi yürüyor işler. O zaman AFK toplantılarına birkaç kişi yollanırdı, şimdi federasyona delege yollanıyor. Bu adamlar da -haklı olarak- sadece kendi takımlarını düşünüyor. Asıl kaygı "ben bu kriterlere uyabilir miyim?" kaygısı olmuş gibi geliyor bana.

Arkadaşlar federasyon delegeleriniz AFK temsilcileriniz kadar yetkiye sahip değil. Sadece onların kullandığı oylarla mevcut sorunlara ciddi çözüm getirmek çok zor. Bir an önce birleşin ve harekete geçin. Gerçi bir dönem kulüpler birliği, oyuncular birliği gibi bir oluşum çabası vardı zannediyorum ama sonuç çıkmadı anladığım kadarıyla. Siz uğraşmazsanız hiçkimse siz sevdiğiniz işi yapın diye uğraşmaz.

Ya da hiçbirşey yapmadan bekleyin. Olur belki birşeyler...

August 24, 2009

2009-2010

Diplomamı birkaç gün önce verseler şimdi askerlik yapıyor olacaktım ama aralık ayına devrettim. Madem İzmir'in sıcağında evde oturuyorum; birkaç başlık altında birkaç satır yazayım.

2009-2010 Fikstürü:
Bir göz attım; çok sorgulamadım. ProLig ikiye bölünmüş gördüğm kadarıyla. Nerede nasıl birleşiyorlar bunu ileride anlarım. Tüm kulüplere sakatlıksız, keyifli, centilmence geçen müsabakalar diliyorum. ÜniLig yok zannediyorum bu sene. En azından bu yönde söylentiler var. Umuyorum bu söylentiler asılsızdır. Faydalı bir yapı idi Üniversite Ligi. Bu arada hemen takımımla ilgili yorumumu yapayım. Tek ligde mücadele eden ODTÜ geçen seneden çok daha etkili olacaktır. Geçen yıl her ne kadar erken havlu atılmışsa da ODTÜ'nün neredeyse tamamı öğrenci kadrosuyla ProLig performansı hiç fena değildi. O kadro bu sene mezunların eksikliğini yaşatmazsa ilk 4 için aday olur. Erken yorum yapıyorum; abartıp "Şampiyon olacaklar!" diye yorum yapamıyorum şu an. Sezon içinde derim onu da :)

Maç yorumlarım:
Geçen sene elimden geldiğince tüm ODTÜ maçlarına yorum yapmaya çalıştım. Bu sene çok fazla ODTÜ maçı seyretme şansım olmayacak. Dediğim gibi aralık sonrası büyük ihtimalle askerim. Öncesinde ise İzmir'de olacağım. Yine de fırsat bulursam Ege Üniversitesi'nin maçlarını izlemeye çalışacağım. Belki o maçları yorumlarım. Umarım mümkün olduğu kadar İzmir merkeze yakın yerlerde olur maçlar bu sene...

Milli Takım:
Şahsen bu sporda Milli Takım kavramına karşıyım. Sporun doğasına aykırı buluyorum. Oyuncular kimdir, nereden nasıl seçilmişlerdir bunu da bilmeden hariçten gazel okumam hoş olmaz. Ama umuyorum böyle bir yapı oluşuyorsa kendi mevkilerinde birlikte oynamış oyuncular bir aradadır. Toplama bir OL (hücum çizgisi) veya DB (arka savunma oyuncuları -bunu terimi de şimdi uydurdum iyi mi-) kadrosu başarılı olamaz diye düşünüyorum. Belki de yanılıyorumdur. Kerem Ateş beni haksız duruma düşürebilir. Başarılı bir takım olacaksa ben de eleştirilere hedef tahtası olmaya da adayım.

İzmir:
Sıcaktır, soğuktur; gavurdur, değildir ayrı bir konu. Vapurla Konak-Karşıyaka arasında farkettim ki özlemişim denizi olan şehirde yaşamayı.

Herkese iyi günler diliyorum...

June 30, 2009

Sezon Finali

Sene içinde çeşitli yazılar yazıldı, tartışmalar oldu bu sayfada. Bu kez kasıtlı olarak uzun bir ara veriyorum yazmaya. Öncesinde bir sezon finali yapmakta fayda gördüm.

Kendimi eleştirerek başlayayım: Başlarda sadece içimi dökmek için yazdığım bu siteyi bir dönem belki de haddinden fazla ciddiye aldım. Ülkemizde blog sayfasında amerikan futbolu yazan çok fazla insan olmadığından belki; amacımı aşdım. Ben başlarda sadece içimden geldikçe yazardım; son yazıların bir kısmı talep üzerine yazıldı. Bir süre sonra kendimi bilirkişi zannetmeye başladım. Tamam; boş değilim ama bu sporla ilgilenen birçok insan benden daha bilgili. Sonuçta iyi veya kötü bir sezonu tamamladık burada.

NFLTR konusu var kısaca bahsetmek isttediğim. Sağolsunlar, ben ortalığı karıştırana kadar birlikte iyi çalıştık. Ben onlara kısmen içerik sağladım; onlar benim düşüncelerimin okunmasını sağladı. Bizim aramızda bir sorun yokken ben pire için yorgan yaktım. Kendilerine ayıp ettim. Kusuruma bakmasınlar; ben Karadenizliyim sinirlenince harekete geçmeden önce düşünmüyorum pek. Genlerimde var...

Bu sayfayı okuyup eleştirenlere de çok teşekkür ediyorum. Düşünce zenginliği oldu. Yazanın kimliğinin belli olduğu yorumlar siteye renk kattı. Belirsiz olanları sildim. Delphi faciasını kendi sayfamda istemedim. Genelde (istisnalarımın olduğunu da biliyorum) yapıcı olmaya çalıştım burada, umarım okuyucuları, ve yorum yaptığım sporcuları kırmamışımdır.

Federasyonu da eleştirdim zaman zaman. Şu an bile "saldırgan site" olarak tanımlanan bir siteden takip etmeye çalıştım sezon boyu gelişmeleri. Yer ve saatini birkaç gün kala öğrenebildiğimiz final maçları gibi durumlar canımızı sıktı. Halen önümüzdeki sene ne olacağı konusunda bir fikrim yok dışarıdan birisi olarak.

Liglere gelince; kör topal tamamlandılar. Yapılamayan birçok maç oldu. Hakem hataları yine çok tartışıldı. Yeni katılan takımlar; eski takımlardan çekilenler derken garip bir yıl oldu. Gönül isterdi ki en azından final maçının haberini her yerde görebilelim. Ne yazık ki o haberleri de çok az yerde gördük ve birinde en az maç kadar sonrasında çıkan kavgadan bahsediliyordu. Keşke bu kavgayla haber olmasaydık. Oysa ben sezon içinde Türkcell Süper Lig oyuncularını eleştirmiş; kendimizle kıyaslamıştım...

Son olarak ODTÜ diyelim. Gayet başarılı bir ÜniLig performansı izledik. Yenilgisiz çıkılan final maçında favori yoktu, maç ortadaydı. Hatta son anda bile sonuç değişebilirdi ama olmadı. Gençlerin gösterdikleri gelişim; çaba, mücadele için hepsini ayrı ayrı kutlamak lazım. Son yıllarda izlediğim en iyi ODTÜ'yü izlettiler bana. ProLig konusuna gelince orası bir hayli tartışmalı. ÜniLig kadrosuna eklenen 3-4 oyuncuyla başlayan sezonda bu oyunculardan askere gitmeyen sadece bir tanesi kalınca sezon sonunda aynı kadro ile iki ligde mücadeleye dönüştü. Sezona şanssız başlangıç (çoğu küçük farklarla 3 mağlubiyet) sezon sonunda erken havlu atma nedeni oldu. Malesef sakatlıklar, askere gidenler filan derken son maça çıkacak kadro kalmadı İzzet'in elinde. Yine de gençler bu ligde tecrübe kazandı ve ODTÜ sezona renk kattı. Seneye daha güçlü bir ODTÜ izleyeceğimizi umudediyorum.

Daha fazla uzatmadan sezonu bitiriyorum. Öncelikle askerlik görevimi tamamlamak gibi bir niyetim olduğundan bu sayfada uzun bir süre güncelleme olmayacaktır. Ama bakarsınız belki arada sürpriz yaparım. Önümüzdeki sezonu yaşayacak olan herkese önerim: TADINI ÇIKARTIN!

May 05, 2009

Haddimi bilirim

Bu sayfayı açarken amacım bu spordan kopmamayı bir şekilde başarmaktı. Öyle çok iyi bir oyuncu değildim; istisnai birkaç maç dışında çok beğenilmedim. Yıllarca hiç ceza yemeden temiz bir oyun oynadım ve çıktım kenara. Saha dışında takımıma faydalı işler yaptımsa da saha içine geri döndüğümde işler değişti. Kendimi başarısız bir savunma antrenörü (hani şu yardımcı antrenör olanından) olarak tanımlayabilirim. Elimden gelen buydu; ve bu kez daimi olarak tribüne çıktım.

O dönem ne ev arkadaşım ne ailem bu spora ilgi duymadığından içimi sadece buraya döktüm. Genelde yapıcı olmaya çalıştım (zaman zaman olamadım) iki yıldır. Bu sayfanın varlığından da çok az kişi haberdardı. Mesela ODTÜ oyuncularının çoğu bile bilmiyordu buraya yazdığımı. Sonra birgün bir hata yaptım. Eski takım arkadaşlarımın gazına gelip NFLTR yöneticilerine ulaştım. Dedim ben buraya yazıyorum; dilerseniz yayınlayın. Keşke yapmasaydım; okuyan ne kadar azsa o kadar iyiydi.

Bugünse bir hata değil yanlış yaptım. Sert bir çıkış yaptım ve bu arada NFLTR için emek harcayanlara ayıp ettim. Bir kısım kullanıcı için yazdıklarımın halen arkasındayım ama keşke daha uzlaşmacı bir çözüme gitseydim. Yiğithan'a doğrudan ulaşabilirdim; eminim beni anlardı. Site yöneticilerine ulaşabilirdim; iyi niyetli olduklarını biliyorum yardımcı olurlardı. Ama ben yanlış bir seçim yaptım.

Bugün birkaç farklı kişiden birkaç farklı tepki aldım. Onaylayanlar da oldu, yerden yere vuranlar da. Yenilgiyi kaldıramadığımı söyleyen oldu (yıllarca malubiyet aldım ama bacağım çatlakken bile maç sonu seramonisinden geri kalmadım), laf olsun diye yazılar yazarak ortalığ karıştırmaya çalıştığımı iddia eden de. Herkesin fikrine saygı duyuyorum.

Bu kadar kişinin benim yazdıklarımı okuduğunu bilmiyordum. Biliyorum ki yazılarım bu spor için internette atılmış en güzel adım olan NFLTR sitesinde yayınlanmasa bu kadar insan tarafından okuyor olmazdı. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu sayfada bu sezonun kalanında sadece iki güncelleme daha yaparak ODTÜ'nün kalan iki prestij maçının skorlarını yazacağım. Onun dışında ek tek bir satır olmayacak. Anlayacağınız sezonu kapattım. Ağustosta askere gitmeyi planladığımı da düşünürsek önümüzdeki sezonun da başını kaçırıyor olacağım. Sonlarına doğru belki tekrar yazarım. Yazarsam bunları emeklerine duyduğum saygıdan NFLTR ile paylaşabilirim de.

Birilerini kırdıysam affola. Hoşçakalın...

Çıktığın kapıyı kapatma şekli üzerine...

Dün bir anlık sinirle birşeyler yazacaktım; vazgeçtim. Sakinleştim, düşündüm; geçmişte neyi niye yaptığımı tarttım, bugünle birleştirdim. Ve bir karara vardım. Bundan sonra yazılarımın NFLTR platformunda yayınlanmasını istemiyorum. Bardak taştı sonunda.

Bir dönem forum üyeliğim de bulunan sitede seviyeli tartışırmalar yürüttük. Sonra kimliği belirsiz kişiler türedi forumda, tartışmaların rengi değişti. Kimliğini bilmediğimiz adamar ortalığı karıştırmaya başlayınca ben kaçtım. Oysa (hala) savunduğum Türkçe terim mevzusunda bile Burak ile flag futbol tartışmak bile keyifliydi o zaman. Konu dallanıp budaklanmıştı ama bir seviye vardı, kişilere saygı vardı.

NFLTR forumları başta olmak üzere Türkiye'de korumalı futbol üzerine yazılıp çizilen hemen her şeyi okurum. Final maçının sonucu sürprizdi diyen başka kimse çıkmadı. Dolayısıyla bu şekildeki ithamları kendi şahsıma yapıldı kabul ediyorum.

Ben pire için yorgan yakarım; sorun değil. Yazdığım bir cümleye bir hafta yorum yapıp, tartışıp, haksız olduğumu söyleyenler sonunda benim demek istediğimi söyleyip konuyu kapattığında bu benim için sorun olmaz. Bir şekilde bu spor için kafa yorulmuş, kurallar incelenmiş, fikir zenginliği yaratılmış ve ortak bir paydada buluşulmuştur. Ama bir dönem ODTÜ formasını giymiş, bizim abi-kardeş ilişkilerimizi görmüş, saha dışında uğraştığımız işleri bilen bir kişinin cevap vermeyeceğim bir yerde doğrudan bana laf atması bardağı taşırır.

Yiğithan; beni gündüz vakti Devrim'de alkollü göremezsin. Gayet ayık izledim maçları. İnanmazsın (gerçi inanman da umrumda değil ama) Bilkent maçında da alkolsüzdüm. Yorumlarımda alkolün etkisiyle biz de hata yaptık özeleştirisini maçtan birkaç saat sonra yapabilmek ayık bir kafa gerektirir. Gazi'de bir saygınlığın olabilir, seni kaptan (bu arada bir dönem ben de yaptım; kaptanlık her pozisyon hakemle tartışmak değildir, bunu da öğrenirsin zamanla) bile yapmış olabilirler. Ama beni hedef alan yazılarında bilmmediğin şeyleri yazma; kaba tabiriyle bok atma. Bu hafta bir Fenerbahçe taraftarı olarak Fenerbahçe'nin güzel oynayarak kazanması da bana sürpriz olmadı (tüm ülkeye olması umrumda değil, bana olmadı). Cümlemin başını da gözünle okursan orada da "bana" sözcüğü var. Ben bu gençlere inanıyorum, güveniyorum, gurur duyuyorum, arkalarındayım. Kazandığınız maç için tebrik ettim, sahada gördüğüm güzellikleri yazdım (çirkinlikler de vardı ama yazmadım) ve kendi takımımı yorumladım. Emeğe saygın yoksa bile (sen oynamaya başladığında ben aktif sporculuğu bırakmıştım) karşındaki insana saygın olsun. Bu da benden bir ağabey nasihatı sana.

İster pire için yorgan yakma dersiniz, ister çocukla çocuk olma! Şampiyon takımın kaptanı (ünvana bak bea!) daha oynadığı maçta ilk TDu kimin yaptığını farkedememişken benim tribünde fazla içip maç sonrası saçmaladığımı söylüyorlarsa (rakibin kim olduğunu maç öncesi yazmıştım) ben bu ortamda yokum arkadaşlar. Başbakan taklidi yaparak konuyu kapatıyorum: NFLTR benim için bitmiştir...

May 03, 2009

Sürpriz oldu

Gazi Üniversitesi ile ODTÜ arasında oynanan Üniversiteler Ligi finali az önce tamamlandı ve Gazi Üniversitesi maçı 32-25 kazanarak şampiyon oldu. Diyebilirsiniz ki geçen yılın da şampiyonu olan takım kazanmış; sana ne oluyor ama bana bu sonuç sürpriz oldu. Son ana kadar mücadeleyi bırakmayan; kenetlenmiş; geçen seneden sonra adeta küllerinden doğmuş olan ODTÜ Şahinleri'nin galibiyetine kesin gözüyle bakıyordum. Ama olmadı.

Şimdi burada "gönüllerin şampiyonu", "yenildik ama ezilmedik" gibi avuntular yapılabilir. Skoru etkileyen (ki vardı) hakem hatalarına veya eksik oyunculara dayanarak bahane üretilebilir. 3 yard ile kaybettik diye ağlanabilir. Ben bunlardan yana değilim. Daha az hata yapan Gazi Üniversitesi finali kazandı. Kendilerini tebrik ediyorum.

ODTÜ için söylenecek çok şey var aslında. Bir kere ben gördüğüm en iyi sıçramayı yaptılar (geçen sene özellikle Üniversite Ligi'ndeki sonuçlarımız malum). Ayrıca maçı son ana kadar bırakmayarak ne kadar mücadeleci olduklarını gösterdiler. Bireysel olarak bir sporcunun bir senede ne kadar kendini ve takım oyununu geliştirebileceğini gösterdiler. Benim hiç görmediğim bir kalabalığı (ah ah toprak sahada boş tribünlerde yaptığımız maçlar) tribünlere toplayıp ciddi bir destek aldılar. Pas attılar, koştular (yeri geldi tek oyunda 90 yard koştular), FG blokladılar,...vs. daha da sayılabilir; korumalı futbolun içindeki herşeyi yaptılar.

Bugün ODTÜ Şahinleri kaybetti belki ama sahadan başı dik çıktı. Tribündeki abilerini utandırmadıkları için (ablaları da vardı yenge kontenjanından) bugün oynayan oynamayan tüm oyuncuları(Kulüpler Ligi kadrosunda olup Üniversite Ligi'nde oynayamayan oyuncular da dahil), Koç İzzet Özsan'ı ve emeği geçen herkesi ayakta alkışlıyorum. Bence bu yazıyı pokuyan herkes de bana katılmalı...